ELFABE

ELFABE
Kendinizi, eşinizi, çocuğunuzu ve arkadaşlarınızı daha iyi tanımak istiyorsanız ELFABE kitabını mutlaka okumalısınız...

Can Boğazdan Çıkar kitabında yer alan ‘Kan gruplarına göre beslenme’ formülü ile beslenme konusunda ezberleri bozan Mehmet Ali Bulut, yine çok ses getirecek bir esere imza attı.  Yazarın el ve yüz çizgilerinden insan barkodunu okuma sanatı olarak tanımladığı Elfabe’de,  yazar el ve yüz çizgilerinin kişiler hakkında pek çok bilgiyi barındırdığını ve ihtiyacımız olan tek şeyin bu çizgileri okumayı öğrenmek olduğunu söylüyor.

ELFABE NEDİR, NASIL KULLANILMALDIR?

Elfabe, idrakin keşfi kadar eski, tecrübeye dayalı bir ilim olup, el ve yüz çizgilerinden, tavır ve davranışlarından insanların kabiliyet ve kapasitelerini okuma sanatıdır.

Bu ilmin bilinen ilk temsilcileri arasında Aristo’nun da adı geçer. Romalılarda el çizgilerini okuyup oradan kişinin kabiliyetleri ve yaşayacakları ile ilgili hükümler çıkarmak oldukça önemli olmuştur.

Ancak kabul etmek gerekir ki zaman zaman bu ilimler gaybı bilmek için de kullanılmak istenmiştir. Esasında insanın karakter ve ahlakını belirleme amacını taşıyan bu ilim dalı zamanla cahillerin eline geçerek, hakikaten ‘fal’ denilebilecek bir mahiyet de kazanmıştır.

Şunu belirtmemiz gerekir ki bu ilim, gaybı bilme aracı değil -bugünkü hava tahmin raporları gibi- var olanı, işaretlerinden hareketle doğru değerlendirme aracıdır. Zaten Kur’an-ı Kerim’deki tanımıyla bu ilim, bir ‘şâkile’ ilmidir. “De ki, her şeyin ameli kendi şâkilesine göredir!” (İsrâ, 84) ayetinde geçen manasıyla ‘şâkile’, eşyanın şeklinden ve taşıdığı izlerden onun mahiyetini ve neye yaradığını, nereye varacağını bilme ilmidir. Mesela hayvanlarda ve otlarda cart sarı rengin, zehir ve tehlike işareti olduğu gibi…

Evet, bu tecrübeye dayalı bir ilimdir. Sadece aklın değil, kalbin, hissin ve gözlemlerin de içine dâhil olduğu bir “insan bilimidir.”

İçinde tecrübe ile birlikte ‘hads’ de vardır. Uzun yıllar bir şey ile meşguliyetin getirdiği derin karar verişler ve idrak ile varılan sonuçlardır.

Bu Kitabın Yazılış Amacı Nedir?

İnsanın yüzündeki, avucundaki, cildindeki birtakım işaretlerden hareket ederek, onun kullanma kılavuzunu oluşturmak ve hayatını doğru yönlendirmesi için ona yardımcı olmak amacıyla yazılmıştır.

İnsanın kendini ve yeteneklerini keşfetmesi açısından kaynak niteliğindedir. Geçmiş zamanlarda alet-edevatın gelişmediği dönemlerde, el ve yüzdeki işaretler hayatın içinde yoğun olarak kullanılıyordu. Tüm insan ilişkilerinde, en çok da insan kaynakları ve özellikle sağlık alanında -erken teşhis- çalışanların yararlanacakları bir eser olması amaçlanmıştır.

İnsanın insanı tanımasında ve insanların birbirinden ve kendilerinden doğru yararlanmasında yeni bir alan açmadan, unutulmuş bir disiplin ve referanslar yeniden hatırlatılmış; insan mekanizmasının kabiliyet ve imkânları tespit edilmeye çalışılmıştır.

Bu kitabın amacı gaybı bilmek değildir!

Gayb, iki kısımdır: Birisi mutlak gayb, diğeri cehaletimizin neden olduğu gaybdır. Onunla ilgili bilgiler tam olarak elde edildiğinde gayb olmaktan çıkacak bir yığın ilim var. Bugün gayb diye bildiğimiz şeylerin beşte üçü gayb değildir. Onların özüne vakıf olmayı sağlayacak bilgiden mahrum olmaktır. Siz o konudaki bilginizi geliştirdikçe onların da gayb perdeleri bir bir aralanır. Nitekim öyle de oluyor.

Yerküre, deprem olmadan önce, izlemesini bilenlere haberlerini veriyor. Aynı şekilde, nimetler ve sıkıntılar, hastalıklar ve psikolojik travmalar gelmeden önce, gelmekte olduklarını haber verirler insana. Okumasını bilene tabii… Bugün tıpta, erken teşhis dediğimiz şey, tedavinin yarısından fazlasını teşkil ediyor. Çünkü birçok hastalık, patolojik bir vaka olmadan önce, işaretlerini veriyor.

Birinin alnında belirmiş çizgilere bakarak, “Senin karaciğerin yağlanıyor.” dediğinizde, bu o insan için de diğerleri için de gaybı bilmek gibi anlaşılıyor. Hâlbuki işaretlerin dilini okumayı öğrendiğinizde bu artık gayb olmaktan çıkar, anlaşılabilir bir lisan olur.

Bu kitaptan ne fayda bulacaksınız?

Önce bu kitapta yazılanları bir bir okuyun. Her şeyi bir günde veya bir haftada öğrenmeye kalkışmayın. Bu sadece hevesinizi kırar. Sonra bir kere daha üstünden geçerek unsurları karşılaştırın. Kendi elinizden ve arkadaşlarınızın -huylarını bildiğiniz- ellerinden, orada yazılanları test etmeye çalışın. Yargıda ve kesin hükümlerde bulunmayın. Hatta hiç hüküm vermeyin, sadece karşılaştırın ve kendi tecrübeleriniz arasına katın bu karşılaştırmayı… Siz en iyi kendinizi tanırsınız. Kendi üzerinizden her bir çizgiyi, parmağı, tırnağı değerlendirebilirsiniz.

Bu kitabı okurken yeni bir dil öğrendiğinizi farz edin. Yeni bir dil öğrenirken bir yandan cümle kalıplarını ezberler bir yandan da karşılaştığınız her bir kelimeyi not edip tekrar edersiniz. Unutmayın ki bu da bir dildir. Yaratılışın dilini öğrenmeye çalışıyorsunuz. Çünkü bu bir “şâkile dili”dir, hâl dilidir. Her bir uzuv bir sayfadır. Hiçbir kitap tek sayfadan ibaret değildir. Her sayfayı ve her cümleyi dikkatlice okumalı ve anlamalısınız. Atladığınız bir kelime, bütünü yorumlarken bir şeyi eksik bırakmanıza neden olur.

Bu ilmin, asırların biriktirdiği bir tecrübe ilmi olduğunu unutmayın. Siz de zamanla o tecrübeleri içselleştirecek ve bir insanın yüzüne baktığınızda tek tek teferruatlara bakmadan, “Bu böyle bir insandır.” diyebileceksiniz! Ne kadar çok tecrübe ederseniz, yorumlarınızın isabetliliği o kadar artacaktır.

Bu tür kitapları okuyanların düştükleri en temel hata; bir bakışta, bir okuyuşta meseleyi anlamak istemeleridir. Şunu unutmayın; herhangi bir yabancı dili sadece bir kere tekrar ile konuşmak mümkün olmadığına göre bu dili de bir anda çözemezsiniz. Biliyorsunuz ki bebekler, en az bir yıl boyunca sürekli dinler, gözlemler ve kayıt yapar. Sonra bir gün bakarsınız basit basit kelimelerle kendindekileri aktarmaya yani konuşmaya başlamış. Bu işte de aynı yöntemi benimsemelisiniz. Her gün 25-30 dakika bu işe zaman ayırın ve dikkatli bir şekilde kıyaslamalar yapın. Sizde bir süre sonra kavramlar ve yargılar birikmeye başlayacak. İnsanların ne kadar da biçimlerine uygun hareket ettiklerini fark edeceksiniz!

Bu kitapla; bir programın varlığını fakat hiçbir şeyin değişmez olmadığını öğreneceksiniz. Evet, bir kader var. Hayatımızla ilgili birçok hadise bizim irademiz dışında gelişiyor. Ama iman-küfür, mutluluk-mutsuzluk, başarı-başarısızlık gibi insanın gayretini gerektiren alanlarda yazılı ve değişmez bir hüküm yoktur! O zaman insan anlar ki; insanın en temel görevi önce aklını ve aklın imkânlarını kullanmasıdır. Çabanın çok şeyi değiştirdiğini, ellerinizin içindeki çizgilerin seyrinden anlayabiliyorsunuz. Tıpkı, girilen verilerin grafiğin eğrilerini değiştirmesi gibi…

El çizgileri size bir kader olduğunu öğretir ama onu çabanızla değiştirebileceğinizin de işaretlerini verir.

Bir insanın herhangi bir mesele karşısında yüzde yüz nasıl davranacağını tahmin edemezsiniz. Ama genel bir seyir ve çizelge çıkarabilirsiniz.

ELLER


Eller, insan yüzü gibi orijinal ve kişiye özgüdür.

Nasıl ki “yumurta ikizi” denilen ve tıpatıp birbirine benzeyen ikizlerin simaları bile dikkatle incelendiğinde farklılıklar arz eder; aynı onun gibi insanların elleri de birbirinden farklıdır.

Genel bir kural olarak normal bir elin uzunluğu vücudun onda biri kadardır. Bu orantıyı sergilemeyen eller de normal olmaz; dolayısıyla şu veya bu şekilde bir kusur olarak ortaya çıkar.

Şekil Bakımından Eller

Belli başlı yapılarına göre ellerin sınıflandırılmasına gelince…

Yapı ve görüntü itibarıyla elleri, Tam Orantılı El, Orta El, Uzun El, Geniş El, Dar El, Büyük El, Şişman El, Kalın El, Tombul El vd gibi olmak üzere 25 bölüm altında inceleyebiliriz.

 

Parmakların Yapısı Bakımından Eller

El denince tabii ki parmaklar da işin içine girer. Eli parmaklardan bağımsız anlamak imkânsızdır! Fakat daha önce yaptığımız tasnif genel görünüm açısındandı. Şimdi burada yapacağımız ayrıştırma parmakların yapısına göre olacak.

Yorum Yap

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi

  • 25,00TL
  • Vergiler Hariç: 25,00TL

Etiketler: ELFABE - EL VE YÜZ ÇİZGİLERİNİN ANLAMI, elfabe, mehmet ali bulut kitabı

Loading...
Loading...